05 Eylül 2008 Cuma
ÜYE GİRİŞİ
38.103.63.59
İsim
Şifre
Kayıt formu
DÖVİZ KURLARI
USD YTL
EURO YTL
İÇİNDEKİLER
 Önsöz

Sarf Uyumluluk Tabloları

Arızalı Ürünüm Var

NOYA Ev Ofis ©2003
Son Kod Güncellemesi  01.08.2008
Tic. Sicil No. : 502700/450282
Meslek Kodu : 28
NACE Kodu : 62.09.01
CSS denetimi başarılıdır.



Merhaba,

17 Ağustos depremi...Kasım 2000 krizi...Şubat 2001 krizi...???

Gelirler azaldı, sinirler gerildi, ilkelere boşverildi, sistematik sistemsizliğe ezildi, işe yoğunlaşma yerine sistem ve öz sorgulanır oldu, iş ve yarın kavramları yitirildi.

Neden acaba ? Çünkü insanlar can derdine düştü. Eh işletmeler de insanlardan oluştuğuna göre işletmeler de günü kurtarma gayreti içine girdi. Bir kısır döngü işte...işsizler arttıkça talep durdu, talep durunca yeni işşizler oldu. Gün geldi işten çıkartmalar işletmeleri kurtaramadı da kapattırdı..talep de düştükçe düştü. Talep düşünce satışlar durdu..satışlar durunca üretim durdu..üretim durunca işşizler arttı, kapanan işletmeler çoğaldı..böyle dönüp durdu bu çark.

İyi de ne anladık? İşlerini kaybeden profesyoneller için "psikolojik destek programları" oluşturuldu da kriz fırsatının ne olduğunu anladık. Canların istediği herşey alınabilemez oldu da kazancın değerini anladık. Küçük sayıdan büyük sayı çıkartıldığı zaman sonucun eksi çıktığını hatırladık da ekonomi ile matematik ilişkisinin yadsınamayacağını anladık. Anlamasına anladık da acaba bu anladıklarımızı ne kadar süreyle hafızamızda tutabildik ? Belki de çok kısa bir süre. Galiba çoğunluğun hafızasında bu konularla ilgili hücreler çoktan yeni bilgilere ev sahipliği eder oldu. Üstelik kiracılar da çabuk çabuk çıkıp gidiyorlar.

Farkına varılan en önemli gerçek ise müşterinin çok önemli olduğu idi. Hani "velinimet" olarak tanımlanan müşteri. Oysa Avrupalı -hani birliklerine girebilmek için tırmalanıp durduğumuz Avrupa'nın insanı- 1994 yılında firmasını tanıtırken "müşteri memnuniyet oranımız %85...hedefimiz 2 yıl sonra %95 memnuniyet oranına ulaşmaktır" diyordu. Tabii ki "ben neymişim be abi?" anlayışına sahip olamamanın getirdiği bir zayıflıktı (!) bu "müşteri" ye bu denli önem vermek, Şubat 2001 öncesine kadar. Ya şimdi ? Malum tarihe kadar ekmek önceleri arslanın ağzındaydı..sonra da midesine inmişti. Oysa malum tarihten sonra biliniyor ki ekmek aslında müşterinin elinde, müşteri de arslanın derinliklerinde bir yerde. Demek ki işimiz daha da zorlaşmış : arslanın derinliklerinden müşteriyi çıkartmak gerekiyor ki ekmeğe ulaşabilelim. Üstelik müşteri dışarı çıktığı zaman hemen avucunu açmıyor ki elindeki ekmeği kapasın. Hadi diyelim ki müşteriyi ikna ettin de avucundaki ekmeği sana verdi. Bitiyor mu işin ekmeği alır almaz ? Eğer "tamamdır, benden bu kadar, ben bu ekmeği afiyetle yerim" diyor isen "esmer günler" var demektir önünde. En önemli görev müşteriyi ekmeği verdiği için pişman etmemek oldu artık. Boşuna mıdır web sitelerinde ve ilanlarda gördüğümüz ücretsiz danışma hatlarının numaraları, "ne zaman ararsan ara karşında beni bulursun" ifadesi olan 7/24 iddiası. Demek ki işletmelerin üst kademeleri bu hizmeti verdiklerini belirtmenin şart olduğunun farkındalar. İyi de yetiyor mu bu tek şart ? Yooo..O zaten tek başına şart değil ki..sadece ön şart ; peşinden gelmesi gereken başka şartlar var. Mesela işletmede çalışanların yaklaşımları..mesela işletmede çalışanların yaklaşımsız yaklaşımlarına uygulanacak yaptırımlar.. Eee kolay mı öyle ekmeği alıp kaçmak ?

Sonrasında ise..o da sonra..bir başka zaman..belki de yüz yüze..sanaldaki deyimi ile "interactive".

Sağlıcakla,